17 Ekim 2009 Cumartesi

10 FB Atomlarda Elektron Dağılımı

ATOMUN KUANTUM MODELİ:

 Elektronun yerini kesin olarak hesaplamak mümkün değildir. Ancak belirli bir uzay bölgesinde bulunma olasılığı hesaplanabilir. İşte elektronların bulunma olasılıklarının yüksek olduğu bölgelere orbital denir.

 4 farklı orbital bulunur. Bunlar s, p, d ve f orbitalleri olarak adlandırılırlar. s orbitali 1 tanedir. p orbitali 3 tanedir. d orbitali 5 tanedir ve f orbitali 7 tanedir.

Temel enerji
Düzeyi ( n ) Orbital türü orbital sayısı elektron sayısı

1 s 1 2
2 s,p 4 8
3 s,p,d 9 18
4 s,p,d,f 16 32

Elektron Dizilişi:

Çok elektronlu atomlarda elektronların orbitallere dağılımı yazılırken aşağıdaki kurallar uygulanır.
• Elektronlar yerleşirken her zaman en düşük enerjili olanı tercih eder.
• Temel halde elektronlar çekirdeğe en yakın olan en düşük enerjili orbitalden başlayarak sıra ile en yüksek enerjili orbitale doğru doldurulur.
• Bir orbital en fazla 2 elektron alır. ( Pauli ilkesi )
• Aynı enerjili orbitallere elektronlar önce tek tek yerleştirilir, sonra her orbitaldeki elektron sayısı ikiye tamamlanır. ( Hund kuralı )
• Bir orbitalin hangi temel enerji düzeyinde olduğu sembolün önüne, orbitalin içerdiği elektron sayısı orbital simgesinin sağ üst kısmına yazılarak gösterilir.

Buna göre, temel hal elektron dağılım sırası

1s2 2s22p6 3s23p6 4s23d104p6 5s24d105p6 6s24f145d106p6 7s25f146d107p6

11 Ekim 2009 Pazar

9 A Sabit Oranlar Kanunu Problemleri 2

ÇALIŞMA SORULARI

1) Kalsiyum ve oksijenden oluşmuş bir bileşikteki kalsiyum kütlesinin oksijen kütlesine oranı 5/2 dir. 15 gram kalsiyumun yeterince oksijenle birleşmesinden oluşan bileşik kaç gramdır?
2) Alüminyum sülfür bileşiğinde Al/S oranı 9/16 dır. 50 gram alüminyum sülfür bileşiği oluşturmak için kaç gram alüminyum kaç gram kükürtle birleşir?
3) Bir miktar kalsiyum karbonat analiz edildiğinde 10g kalsiyum, 3g karbon ve 12g oksijen içerdiği bulunmuştur. Bu bileşiğin kütlece % bileşimini hesaplayınız.
4) Bakır ile oksijen kütlece 4/1 oranında birleşerek bakır(II) oksit bileşiğini oluşturuyor.
a) 15 gram bakır(II) oksit elde etmek için kaç gram bakır kaç gram oksijenle birleşmelidir?
b) 16 gram bakır ve 6 gram oksijen birleşirse kaç gram bileşik oluşur?

5) S ve O elementlerinden oluşan bir bileşikte kütlece birleşme oranı S/O=2/3 tür. Bu elementlerden 6’şar gram alındığında;
a) Kaç gram bileşik oluşur?
b) Hangi elementten kaç gram artar?

6) 3 gram magnezyum yakılınca 5 gram magnezyum oksit bileşiği oluşuyor. Buna göre magnezyum oksit bileşiğinde;
a) Elementler arasındaki kütlece birleşme oranı nedir?
b) Elementlerin kütlece % leri nedir?

7) Demir(II) sülfür bileşiğinde demir ile kükürdün kütlece birleşme oranı 7/4 olduğuna göre;
a) Oluşan bileşikteki elementlerin kütlece % lerini bulunuz.
b) 16.5 gram demir(II) sülfür elde etmek için kaç gram demir ve kükürt tepkimeye girmelidir?

9 A Sabit Oranlar Kanunu Problemleri 1

ÇALIŞMA SORULARI

1) X ve Y elementlerinden oluşan bir bileşikte X/Y kütlece oranı 9/16 dır. 200 gram bileşikteki X ve Y miktarları nedir?
2) FeS bileşiğinde demirin kükürte kütlece birleşme oranı Fe/S= 7/4 tür. Buna göre 220 gram FeS bileşiğinde kaç gram demir vardır?
3) MgO bileşiğinde kütlece Mg/O oranı 3/2 dir. 60’ar gram Mg ve O2 birleşince kaç gram MgO bileşiği oluşur, kaç gram madde artar?
4) CaCO3 bileşiğinde Ca’nın kütlece yüzdesi (%) nedir? ( Ca: 40, C:12, O:16 )
5) XY bileşiğinde X/Y oranı 7/4 tür. Buna göre 28 gram X ile 12 gram Y birleşirse hangi maddeden kaç gram artar?
6) X ve Y elementlerinin kütlece birleşme oranı 3/8 dir. Eşit kütlelerde X ve Y elementleri birleşince 44 gram bileşik elde ediliyor. Hangi elementten kaç gram artar?
7) XY bileşiğinde X/Y oranı 7/4 tür. Buna göre 56 gram X ile 60 gram Y tepkimeye girerse kaç gram bileşik oluşur?
8) Karbon ile oksijen atomlarının birleşme oranı C/O=3/8 dir. 66 gram CO bileşiğinde kaç gram oksijen bulunur?
9) H2O bileşiğinde hidrojenle, oksijenin kütlece birleşme oranı H/O=1/8 dir. 3 gram hidrojenle kaç gram oksijen birleşir?
10) CO bileşiğinin kütlece birleşme oranı 3/ 4 tür. 6 gram C ile 10 gram O2 tepkimeye girerse hangi elementten kaç gram artar?
11) X ve Y elementlerinin birleşme oranı 13/6 dır. 39 gram X ile 20 gram Y elementi bileşik oluştururken hangi elementten kaç gram artar?
12) Hidrojen ile azotun bileşik yaparken kütlece birleşme oranları 3/14 tür. 12 gram azot ile 12 gram hidrojenden kaç gram bileşik oluşur?

5 Ekim 2009 Pazartesi

10TM madde ve özellikleri 1

1. ÜNİTE : MADDE ve ÖZELLİKLERİ

1. Maddelerin Ortak Özellikleri: Maddenin türü konusunda fikir vermeyen, madde miktarına bağlı temel özelliklere denir. Bu özellikler kullanılarak maddeler birbirinden ayırt edilemez.
a) Kütle; değişmeyen madde miktarıdır. Sıcaklık, basınç, fiziksel hal, maddenin bulunduğu yer kütleyi etkilemez. Fiziksel ve kimyasal olaylarda kütle kaybı olmaz. Kütlenin birimi g veya kg dır. Eşit kollu terazi ile ölçülür. Ağırlık ve kütle farklı kavramlardır. Maddeye etki eden yerçekimi kuvvetine ağırlık denir. Ağırlık maddenin bulunduğu yere göre değişir. Birimi Newton dur. Dinamometre ile ölçülür.
b) Hacim; Maddelerin uzayda kapladıkları yere hacim denir. Birimi litre veya cm3 tür. Katı maddelerin belirli bir şekil ve hacimleri vardır. Sıvı maddelerin belirli hacimleri vardır ama belirli bir şekilleri yoktur. Gazların ise belirli bir şekil ve hacimleri yoktur. Gazlar bulundukları kabı doldurur.
Hacim koşullardan etkilenir. Sıcaklık ve basınç hacmi etkiler. Sıcaklık arttıkça genellikle hacim artar.
c) Tanecikli yapı; Tüm maddeler atom veya molekül denilen taneciklerden oluşmuştur. Elementlerin en küçük birimi atom iken bileşiklerin moleküldür.
d) Eylemsizlik; Tüm maddeler kendi konumlarını korumak isterler. Madde hareket halindeyse hareketine, duruyor ise durma pozisyonuna devam etmek ister bu olaya eylemsizlik denir.

2. Maddelerin Ayırt Edici Özellikleri: Maddelerin tanınmasında veya maddelerin birbirinden ayırt edilmesinde kullanılabilen özelliklere denir. Ayırt edici özellikler maddelerin miktarına bağlı değildir. Bu özellikler koşullara ( sıcaklık ve basınç ) bağlıdır.

KATI SIVI GAZ
Öz kütle ( yoğunluk ) + + +
Çözünürlük + + +
Öz hacim + + +
Kimyasal Özellikler + + +
Öz ısı + + +
Genleşme katsayısı + + -
Esneklik katsayısı + - -
Erime noktası + - -
Donma noktası - + -
Kaynama noktası - + -
Yoğunlaşma noktası - - +

a) Öz kütle ( yoğunluk ); Maddenin birim hacminin kütlesidir. Birimi g/cm3 veya g/ml dir.
Sıcaklık değişmesi katı ve sıvıların hacmini değiştirdiği için öz kütleyi değiştirir. Bazı maddeler hariç ısıtılan maddeler genleşir. Su istisnadır.
Gazlar için öz kütle değişimi, kabın hacminin sabit veya değişken olma durumuna bağlıdır. Kabın hacmi sabit ise sıcaklığın artması öz kütleyi etkilemez. Kabın hacmi sabit değilse gazın sıcaklığı arttırılırsa hacim artar, öz kütle azalır.
b) Öz hacim; Maddenin birim kütlesinin hacmidir. Sıcaklık ve basınç gibi koşullar öz hacmi etkiler. Birimi cm3/g dır.
c) Genleşme katsayısı; Sıcaklık artışıyla maddelerin hacmindeki artış genleşme katsayısı dır. Sıcaklıkla genleşme, gazlar için ayırt edici özellik olarak kullanılmaz. Gazlar, eşit sıcaklık artışı sonucu aynı oranda genleşir.
d) Çözünürlük; Maddenin belirli bir sıcaklıkta 100mL çözücüdeki çözünme miktarıdır. Tüm maddeler için ayırt edici özellik olarak kullanılır.
e) Esneklik katsayısı; Bir maddeye etkiyen değişen fiziksel etkenler maddenin boyutlarında değişmeye neden olabilir. Katıların boyutları değişebilir. Gazların esneklik katsayıları aynıdır.
f) Erime ve Erime noktası; Katı maddenin sıvı ve gaz haline göre molekülleri arasındaki çekim kuvveti en fazladır. Molekülleri arasındaki boşluk en azdır. Sıvı maddelerin molekülleri arasındaki boşluk katılara göre daha fazladır ve akışkan maddelerdir.
Bir maddenin katı halden sıvı hale geçmesine erime, bu sıcaklığa erime noktası denir. Bir maddenin sıvı halden katı hale geçmesine donma, bu sıcaklığa da donma noktası denir.
Bir maddenin erime noktası ve donma noktası aynı sıcaklık değerini gösterir. Erime noktasını etkileyen 3 faktör vardır. Maddenin cinsi, dış basınç ve maddenin safsızlığı.
• Dış basınç arttıkça erime noktası yükselir ( buz hariç )
• Madde içinde safsızlık varsa erime noktası değişir.
• Tanecikleri arasındaki çekim kuvveti fazla olan maddelerin erime noktası da yüksektir.
Karışımların erime ve donma noktaları saf çözücünün erime ve donma noktasından düşüktür.
Isı kaynağının gücü ve maddenin miktarı erime noktasını etkilemez. Isı kaynağının gücü sadece erime zamanını etkilerken, madde miktarı ise zamanı ve harcanacak olan ısı miktarını etkiler.
g) Kaynama ve Kaynama Noktası; Ağzı açık bir kapta ısıtılan bir sıvının buhar basıncının, dış basınca eşit olduğu andaki konumuna kaynama bu sıradaki sıcaklığa ise kaynama noktası denir.Saf sıvı maddelerin kaynama noktası sabittir. Kaynama süresince sıcaklık sabit kalır. Sıvı bir maddenin kaynama noktasını 3 etken belirler.
• Sıvının cinsi
• Açık hava basıncı; basınç yükseldikçe kaynama noktası da yükselir.
• Sıvı maddenin safsızlığı
Bir maddenin gaz halinden sıvı haline geçişine yoğunlaşma denir. Bir maddenin kaynama noktası, yoğunlaşma noktasına eşittir.


Not: Buharlaşma her sıcaklıkta gerçekleşir. Sıcaklık arttıkça buharlaşma hızı artar. Buharlaşma sıvının yüzeyinde gerçekleşir.
Not: Bir sıvının gaz fazındaki moleküllerinin kabın yüzeylerine uyguladığı basınca buhar basıncı denir. Buhar basıncı; sıvının cinsine bağlı olarak değişir. Sıcaklığa bağlı olarak değişir. Sıvının safsızlığına bağlı olarak değişir.



3. Maddenin Özellikleri ve Değişimleri:

a) Maddelerin Fiziksel Özellikleri; Maddenin gözlenebilen dış yapısı ile ilgili özelliklere denir. Renk, şekil, miktar gibi.
Fiziksel Değişme: Maddenin dış yapısında meydana gelen değişimlerdir. Camın kırılması, suyun buharlaşması, tuzun suda çözünmesi, mumun erimesi gibi. Fiziksel değişimlerde maddenin kimyasal özellikleri, molekül formülü, toplam kütle değişmez.

b) Maddelerin Kimyasal Özellikleri; Bir maddenin başka bir maddeye dönüşümü sırasında gözlenebilen ve maddenin iç yapısı ile ilgili özelliklerdir. Yanıcılık, aktiflik, asit veya baz ile etkileşim gibi.,
Kimyasal Değişme: Maddenin iç yapısındaki değişimlerdir. Mumun yanması, demirin paslanması, sütten yoğurt eldesi, asitler ile etkileşim gibi. Kimyasal değişimlerde maddenin fiziksel ve kimyasal özellikleri, molekül formülleri değişir. Toplam kütle, atomların cinsi ve sayısı değişmez.

10 FB Elektron ve Proton Hakkında

Gerekli Bilgiler:

 Elektronlar eksi yüklü olduklarından elektriksel alanda pozitif kutba doğru saparlar.
 Elektronun yükü e = - 1,6.10-19 coulomb dur.
 Elektronun kütlesi m = 9,1.10-28g dır.
 Protonun elektrik yükü, elektronun yüküne eşit ancak zıt yan artı olup 1,6.10-19 coulomb dur.
 Protonun kütlesi 1,67.10-24g olup bu kütle elektronun kütlesinin 1837 katıdır.
 Protonların keşfinde bir vakum tüpünde katottan çıkan , katot ışınlarına ters yönde yayılan artı yüklü ışınlara rastlanmıştır. Bu ışınlara kanal ışınları denir. Kanal ışınları protonlardan ibarettir.
 Bileşiklerin elektrik akımı ile ayrışma deneylerini ilk olarak Faraday yapmıştır.
 Elektronun yükünü ve kütlesini bulan bilim insanı Robert Milikan dır.
 Atom ve moleküllerin kütlelerinin belirlenmesinde kütle spektrometresi kullanılır. Kütle spektrometresine göre; kütlesi küçük ve yükü büyük olan iyonlar manyetik alan içinde daha büyük sapma açısı ile saparlar.
 Sürtünme ile elektriklenmede iki tür yükün olduğunu keşfeden ilk kişi Benjamin Franklin dir.
 Atomlarda elektrik yüklü birimlerin bulunduğunu öne süren ve bu yüklü birimlere elektron adı verilmesini öneren bilim insanı Stoney dir.

10 FB Atomun Yapısı

1. ÜNİTE – ATOMUN YAPISI

1. Bölüm : Atom ve Elektrik

Atom Altı Parçacıklar:

Maddenin elektrik yüklü taneciklerden oluştuğunu gösteren ilk ciddi bulgular, Faraday’ın elektroliz ile ilgili çalışmalarında ortaya çıkmıştır.
Elektrik yükü ilk kez antik dönem insanları tarafından ağaç reçinesinin fosilleşmesiyle oluşan kehribarın ipek ya da yün kumaşa sürtüldüğünde küçük ve hafif cisimleri çekmesi ile gözlemlenip belirlenmiştir.
İpek kumaş ve cam çubuk
Yün kumaş ve ebonit çubuk

Doğada iki tür elektrik yükü mevcuttur. Bunlar pozitif elektrik yükü ve negatif elektrik yükü olarak adlandırılır.
Her ikisi negatif ya da pozitif yüklü iki cisim birbirini iterken, biri pozitif biri negatif yüklü olan iki cisim birbirini çeker.
Maddeler elektriklenmeden önce nötr durumdadırlar. Nötr dürüm demen pozitif ve negatif yüklerin madde içinde eşit olması demektir. Nötr cisimler net yük içermezler.
Eğer pozitif yük sayısı, negatif yük sayısından fazlaysa böyle bir cisim net pozitif yüke sahiptir. Eğer negatif yük sayısı, pozitif yük sayısından fazlaysa böyle bir cisim net negatif yüke sahiptir.
Bir maddenin ( + ) yüklü olması için o maddeden ( - ) yüklerin ayrılması gerekir.
Maddelerin hangi cins elektrik yükü ile yüklü olduğunu gösteren cihaza elektroskop denir.
Elektriklenme olayında atom alışverişi olmaz. Eğer öyle olsaydı elektriklenmede bir maddenin atomunun diğer maddeye geçmesi gerekirdi. Bu gerçekleştiğinde ise iki maddenin de yapısı değişirdi. Ancak elektriklenme olayında maddelerin yapısı değişmez.

Ders kitabı sayfa 17 okunacak!

Kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürerek iki nokta arasında sürekli potansiyel farkı oluşturan araçlara pil ( üreteç ) adı verilir. Pillerde elektrik yükü, yüksek potansiyelli bölgeden düşük potansiyelli yere doğru akar.
Elektrokimyasal pillerde kimyasal enerji elektrik enerjisine dönüşür. Bu tür pillere volta pili veya galvanik pil denir.

Ders kitabı sayfa 19 okunacak!

Faraday yaptığı deneylerde bir elementin çeşitli bileşiklerinin çözeltilerine elektrik akımı uygulamış, eksi yüklü elektrotta ( katotta ) bileşiği oluşturan artı yüklü iyonlar element olarak elde etmiştir. Faraday, katotta belirli bir miktar madde biriktirmek için gereken elektrik yük miktarının daima sabit bir değere veya bu sabit değerin basit katlarına eşit olduğunu gözlemlemiştir.


Faraday, aynı miktar elektrik yüküyle çeşitli elementlerin biriken kütlelerini bu elementlerin atom kütlelerine böldüğünde sabit bir tam sayı elde etmiştir.
Faraday’ın yaptığı deneylerden, bir atomun ancak belirli bir miktar veya bu miktarın basit katları kadar elektrik yükü taşıyabileceği sonucu çıkarılabilir. Demek ki elektrik yükleri parçacıklar halinde taşınmaktadır. Elektrik yükünün parçacıklar halinde taşınması, elektriğin taneciklerden meydana geldiğini göstermektedir. Atomlar elektrik yükleri taşıdığı için bu taneciklerin atomlarda bulunması gereklidir.

Faraday’ın 1. Kanunu:

Elektrotlarda toplanan madde miktarı devreden geçen akım miktarı ile doğru orantılıdır. Toplanan madde miktarı yoğunluk, sıcaklık gibi niceliklere bağlı değildir. Sadece devreden geçen elektrik miktarına bağlıdır.
Buna göre bir elektroliz deneyinde elektrotlarda toplanan madde miktarı ( m ) ;
m = A . I . t formülü ile hesaplanır.
Formülde geçen A; maddeye bağlı bir sabit
I; devreden geçen akım miktarı
T; saniye cinsinden zamanı göstermektedir.
I . t = Q ( elektrik yük miktarı ) bilindiğinden, yukarıdaki formülü
m = A . Q şeklinde de yazabiliriz.

Faraday’ın 2. Kanunu:

İçinde farklı elektrolitler bulunan voltmetreler bir akım devresinde seri bağlanmıştır. Devreden aynı elektrik miktarı geçtiğinde açığa çıkan madde miktarı eşdeğer ağırlıkları ile doğru orantılıdır.
AgNO3 çözeltisinin elektrolizinde, katotta toplanan Ag miktarı şu şekilde hesaplanır:
1 eşdeğer gram Ag açığa çıkarmak için 96500 coulomb elektrik yükü miktarı gerekir.
1 eşdeğer gram Ag miktarı, Ag’nin atom kütlesinin etki değerine bölümüyle hesaplanır, yani;
1 eşdeğer gram Ag = 108 / 1
Buna göre AgNO3 çözeltisinden 108 gram Ag açığa çıkaran elektrik yükü miktarı 1 C dır.

9A Simyadan Kimyaya

1. ÜNİTE: KİMYANIN GELİŞİMİ

1. Bölüm : Simyadan Kimyaya

Eski çağ insanları dört ana elementin varlığına inanırlardı. Bu dört elementin farklı biçimlerde bir araya gelmesi ile farklı maddelerin oluştuğunu kabul etmişlerdir. Bu düşünce Orta Çağın sonlarına kadar devam etmiştir. Aynı dönemde bazı insanlar maddeyi altına dönüştürüp belli bir güce sahip olmayı veya ölümsüzlük iksirini elde ederek ölümü yenmeyi istemişlerdir. İnsanlar cıva ( Hg ) ve kurşun ( Pb ) bileşikleri ile birtakım işlemler gerçekleştirmişlerdir. Bilimsel dayanağı olmayan, sınama-yanılma yoluyla yapılan bu işlemler simya olarak isimlendirilmiştir. Simyadan kimyaya geçiş süreci 18. yüzyılın sonlarında deneysel bulguların kullanılması ile ortaya çıkmıştır.

1.1 Eski Çağlarda Keşfedilen Maddeler
  • İnsanlar, yıldırımların ormanlara düşmesi, şiddetli fırtınalarda ağaç dallarının birbirine sürtmesi ve yanardağdan akan lavların oluşturduğu doğal yangınlar vb. olaylarla ateşi tanıdı.
  • Yiyecekleri pişirmek için kap arayışında olan insanoğlu sınama-yanılma yoluyla toprağı işleyebileceğini gördü ve topraktan kaplar yaptı.
  • İnsan, ateşin maddeleri yaktığını ve erittiğini keşfetmiştir. İnsanlar bazı maddeleri eritip karıştırarak kullanmaya başlamışlardır.
  • İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra dış görünümüne önem vermeye başladı. Önce avladıkları hayvanların kürkleri ile vücutlarını örterken sonra bu kürkleri işleyerek giyecek ihtiyacını karşılamıştır.
  • Güzelleşmek için çeşitli yöntemlere başvuran insanlar yüzlerini bitkisel ve madensel boyalarla boyamışlardır. Kullandıkları yeşil boya maddesinin malahit, siyahın ise toz halindeki kurşun sülfür olduğu sanılmaktadır.
  • İnsanın sınama-yanılma yoluyla keşfettiği maddelerden biri de tuzdur.
    Eski çağ insanları keşfettikleri değişik maddeleri korunma ve tedavi amacıyla kullanmışlardır. Hastalıktan korunma ve tedavi amacıyla bitkiler de kullanılmıştır. İnsanoğlu ölüme çare bulamamış fakat sınama-yanılma yoluyla bazı hastalıkları tedavi etmeyi öğrenmiştir.
  • Bitkileri hastalıkları tedavi etmek için kullanan insanlar elde ettikleri ürünlerin dayanıklılığını artırmak ve uzun süre bozulmadan saklamak için de çareler aramışlardır. Kükürt buharı ile ağartma ve bandırma gibi çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Kükürt buharı ile ağartılan ürünlere kuru kaysı, kuru incir örnek verilebilir.
  • İnsanoğlu giysilerin boyanmasında da bitkileri kullanmıştır. Hayvanların yünlerinden yaptığı giyecekleri Kıbrıs taşı ( FeSO4 ) ve alizarin gibi boyar maddelerle boyamıştır.

    1.2 Simya

İnsanların zengin olma hayali diğer madenleri en değerli maden olan altına çevirme çabasıyla başlar. İlk Çağlardan beri altın hep değerli olmuştur.
Değersiz madenleri altına çevirme, bütün hastalıkları iyileştirme ve hayatı sonsuz biçimde uzatacak ölümsüzlük iksiri bulma uğraşlarına simya bu işle uğraşanlara da simyacı denir. Simya teorik temelleri olmayan sınama ve yanılmaya dayanan çalışmaları içerdiği ve sistematik bilgi birikimi sağlayamadığı için bilim değildir.
Simya, kimyanın bilim öncesindeki biçimidir.
Simyacılar hiçbir zaman değersiz madenleri altına dönüştürmeyi başaramasalar da, kimyanın gelişimi için birçok keşiflerde bulunmuşlardır.Simyadan kimya bilimine aktarılan önemli bulgular arasında barut, madenlerin işlenmesi, mürekkep, kozmetik, boya üretimi, deri boyanması, seramik, cam üretimi sayılabilir.

1.3 Element Kavramının Tarihsel Gelişimi

Antik dönemdeki Eski Yunan filozoflarının bir bölümü maddenin sınırsız olarak bölünebileceğini kabul ederken, kimileri de atomlarına kadar parçalanabileceğini ileri sürmüştür. Antik dönemde Platon ve Aristo tarafından düşünceye dayalı, hiçbir deneysel gerçeklik temeline oturmayan bazı kavramlar ortaya atılmıştır.
Platon, Dünya’nın elementlerden oluştuğunu düşünüyordu. Aristo ise tüm maddelerin toprak, hava, ateş ve su elementlerinden oluştuğunu savunmuştur. Aristo’ya göre bu elementlerden her biri öteki üçüne dönüştürülebiliyordu. ( Kitap sayfa: 22 Aristo’ya göre elementler şekli )
Rönesans döneminde geçmiş yılların getirdiği kimyasal bilgi birikimi onların uygulama biçimlerine ilişkin bir yönelim doğurdu ve böylece ‘ uygulamalı kimya’ ortaya çıkmış oldu.
Toplumsal gelişimle bağlantılı olan yeni toplumsal gereksinimler simyacıların çalışmalarına yansımıştır. Bunun sonucu olarak da kimya artık sanayiye destekçi olarak yönlendirilmeye başlanmıştır. Böylece kimya simyadan ayrılmış, pratik ve bilimsel bir nitelik kazanmıştır.

NOT: İsveçli kimyacı Berzelius ( berzelyus ) ilk defa elementlerin baş harflerini veya ilk iki harfini sembol olarak kullanmıştır.
NOT: Bilim insanları yanma olayını açıklamada güçlük çekiyorlardı. Bunun en büyük nedeni ise gazlarla ilgili bilgi eksikliğiydi. 1756 da İskoçyalı Kimyager Joseph Black ‘ sabit gaz ‘ dediği CO2’i buluncaya dek bilinen tek gaz hava idi. İngiliz Kimya bilgini Joseph Priestley daha sonra deneysel olarak 10 kadar yeni gaz keşfetti. Bunlardan biri onun ‘ yetkin gaz ‘ dediği ilerde Lavoisier’in oksijen adını vereceği gazdır.